22 Ekim 2026 Perşembe
OKUL SPORLARI YAYGINLAŞTIRILMALI
Erzincan’da düzenlenen müsabakaların öğrenciler açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirten Korkmaz, sporun eğitim hayatının ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini söyledi.
Korkmaz, “Gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayan her organizasyonu önemsiyoruz. Dart İl Birinciliği müsabakalarına katılan öğrencilerimize başarılar diliyorum. Spor yalnızca kazanmak değil, disiplinli çalışmayı, sabretmeyi ve mücadele etmeyi öğrenmektir. Erzincan’ımızda daha fazla öğrencimizin spor yapmasını sağlamalıyız” dedi.
FARKLI BRANŞLARA DESTEK VERİLMELİ
Spor yatırımlarının yalnızca yaygın branşlarla sınırlı kalmaması gerektiğini ifade eden Korkmaz, dart gibi dikkat ve konsantrasyon gerektiren sporların da desteklenmesini istedi.
Korkmaz, “Her çocuğumuzun yeteneği farklıdır. Kimisi futbolda, kimisi voleybolda, kimisi dart gibi bireysel branşlarda başarılı olabilir. Önemli olan gençlerimize bu yeteneklerini keşfedebilecekleri imkânları sunmaktır. Okullarımızda spor malzemeleri artırılmalı, öğrencilerimizin nitelikli antrenörlere erişimi kolaylaştırılmalıdır” ifadelerini kullandı.
SPOR TESİSLERİ ERİŞİLEBİLİR OLMALI
Öğrencilerin ekonomik koşullarından bağımsız olarak spor yapabilmesi gerektiğini belirten Korkmaz, ilçelerdeki spor altyapısının güçlendirilmesine dikkat çekti.
Korkmaz, “Erzincan merkezimizde olduğu kadar ilçelerimizde de çocuklarımız spor tesislerine ulaşabilmelidir. Ailelerin ekonomik durumu, gençlerimizin spor hayatının önünde engel oluşturmamalıdır. Yerel yönetimler, eğitim kurumları ve spor kuruluşları birlikte hareket ederek bütün öğrencilerimize eşit fırsatlar sağlamalıdır” değerlendirmesinde bulundu.
BAŞARILI SPORCULARIMIZ TEŞVİK EDİLMELİ
Anahtar Parti Erzincan İl Başkanı ve İş İnsanı Ahmet Korkmaz, okul sporlarının geleceğin başarılı sporcularını yetiştirmede önemli rol oynadığını belirterek gençlere destek çağrısında bulundu.
Korkmaz, “Bu müsabakalardan yetişecek gençlerimizin ilerleyen yıllarda Erzincan’ımızı ve ülkemizi daha büyük organizasyonlarda temsil etmesini arzu ediyoruz. Başarılı sporcularımız eğitim hayatları boyunca desteklenmeli, sporla bağlarını sürdürmeleri sağlanmalıdır. İş dünyasının da gençlik ve spor projelerine katkı sunmasını önemsiyorum. Erzincan’da sporun gelişmesi için atılacak her doğru adımın yanında olacağız” dedi.
Küresel güç dengelerindeki değişim, jeopolitik rekabet ve tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesiyle ekonomik güvenliğin Türkiye ve iş dünyası açısından taşıdığı önem, İzmir’de düzenlenen GİF–EGİAD ortak panelinde ele alındı. Türkiye–Avrupa Birliği ekonomik ilişkilerinin geleceği, yatırım ve üretim ortamına yönelik riskler ve İzmir’in ekonomik güvenlik perspektifi; diplomasi, araştırma ve iş dünyasının katkılarıyla değerlendirildi.
Global İlişkiler Forumu (GİF) ve Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD), “Değişen Dünyada Ekonomik Güvenlik ve Türkiye” başlıklı ortak bir panel düzenledi. İzQ Girişimcilik ve İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirilen toplantıda, ekonomik güvenliğin değişen küresel koşullar karşısında Türkiye’nin dış politika, ekonomi ve kalkınma gündemindeki yeri tartışıldı.
GİF İcra Komitesi Başkanı Büyükelçi (E) Timur Söylemez’in açılış konuşmasıyla başlayan panelin moderatörlüğünü gazeteci Barçın Yinanç üstlendi. Panelde; Türkiye’nin eski Avrupa Birliği Daimi Temsilcisi Büyükelçi (E) Selim Yenel, İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas, İstanbul Ekonomi Araştırma Genel Müdürü Can Selçuki ve EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Özhelvacı konuşmacı olarak yer aldı.
Jeopolitik Rekabet ve Ekonomik Güvenliğin Değişen Anlamı
İzQ Girişimcilik ve İnovasyon Merkezi’nde düzenlenen panelde, küresel güç rekabetinin ticaret, yatırım, sanayi politikaları, teknoloji ve tedarik zincirleri üzerindeki etkileri ele alındı. Ülkelerin enerji ve kritik girdilere erişimlerini güvence altına alma, stratejik sektörlerdeki bağımlılıklarını yönetme ve üretim kapasitelerini koruma çabalarının ekonomik güvenliği dış politika ve kalkınma stratejilerinin ayrılmaz bir parçası hâline getirdiğine dikkat çekildi.
Diğer yandan, ekonomik güvenliğin yalnızca dış şoklara karşı dayanıklılık geliştirmekten ibaret olmadığı; ülkelerin ekonomik ilişkilerinde karar alma serbestisini korumasını ve değişen koşullara uyum sağlayabilmesini de kapsadığı vurgulandı. Türkiye açısından ise uluslararası ekonomik bütünleşmeyi sürdürürken stratejik hareket alanını korumak, üretim ve yatırım kapasitesini güçlendirmek ve küresel belirsizliklere karşı dayanıklılığı artırmak temel meseleler arasında değerlendirildi.
Türkiye–Avrupa Birliği Ekonomik İlişkilerinde Yeni Dönem
Panelin önemli başlıklarından biri, Avrupa Birliği’nin ekonomik güvenlik yaklaşımındaki değişimin ve son dönem korumacı politkalarının, Türkiye–AB ilişkilerine olası yansımaları oldu. AB’nin stratejik sektörlerini, sanayi kapasitesini ve tedarik zincirlerini korumaya yönelik politikalarının Türkiye’nin Avrupa’nın üretim ve değer zincirlerindeki konumu açısından yeni riskler doğurduğu belirtildi.
Bu çerçevede, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, sanayi işbirliğinin geliştirilmesi ve Türkiye’nin Avrupa değer zincirlerindeki yerinin güçlendirilmesi konuları ele alındı. AB’nin sanayi politikaları, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve yatırım teşviklerinin Türkiye açısından doğuracağı sonuçlar da tartışma kapsamında değerlendirildi.
Türkiye ile AB arasındaki ekonomik bütünleşmenin geleceği bakımından ticaret ve yatırım ilişkilerinin öngörülebilirliğinin korunması önem taşırken, Türkiye’nin Avrupa ile ekonomik bağlarını derinleştirme hedefi ile değişen küresel güç dengeleri karşısında stratejik hareket alanını koruma ihtiyacı arasındaki ilişki üzerinde duruldu.
Ekonomik Güvenliğe Araştırma ve İş Dünyası Perspektifinden Bakış
Panelde Can Selçuki, EGİAD için İstanbul Ekonomi Araştırma işbirliğiyle hazırlanan bölgesel ekonomik güvenlik çalışmasını ele aldı. İş dünyası ve yatırımcıların değerlendirmelerine dayanan araştırma, yatırım ortamı, finansmana erişim ve şirketlerin karşı karşıya olduğu riskler üzerinden ekonomik güvenlik tartışmasına bölgesel bir perspektif kazandırdı.
Küresel belirsizliklerin ve değişen tedarik zincirlerinin şirketlerin kararlarına etkisi değerlendirilirken, kritik girdilerdeki bağımlılıkların yönetilmesi, tedarik kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve dış şoklara karşı uyum kapasitesinin güçlendirilmesi gibi konular öne çıktı. Ekonomik güvenliğin, her ürünü ülke içinde üretme hedefiyle sınırlandırılamayacağı; uluslararası bağlantıları ve karşılıklı bağımlılıkları gerçekçi biçimde yönetmenin de bu yaklaşımın parçası olduğu vurgulandı.
EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Özhelvacı ise İzmir ve Ege Bölgesi’ndeki iş dünyasının perspektifini sundu. Küresel ekonomik ve jeopolitik gelişmelerin yerel üretim, yatırım ve ticaret ortamına yansımaları ele alınırken, değişen tedarik zincirleri, müşterilerin tedarikçilerden artan beklentileri ve dijital ve yeşil dönüşümün şirketlerin rekabet gücü açısından önemi üzerinde duruldu.
İzmir’in sanayi ve ihracat kapasitesi, uluslararası pazarlara erişimi ve üretim altyapısının sunduğu imkânların yanı sıra limanlar, ulaşım bağlantıları ve su kaynakları gibi altyapı unsurlarının bölgesel ekonomik dayanıklılıktaki rolü de gündeme geldi. Küresel ekonomik güvenlik hedeflerinin yerel ölçekte somut karşılık bulabilmesi için bölgenin ihtiyaçlarının ve iş dünyasının beklentilerinin dikkate alınması gerektiği değerlendirildi.
Stratejik Değerlendirmeden Somut Adımlara
Paneldeki değerlendirmeler, ekonomik güvenliğin ulusal politikalarla sınırlı olmayan; şirketlerin risklere hazırlık kapasitesini, tedarik kaynaklarını çeşitlendirebilmesini ve kamu ile özel sektör arasındaki işbirliğini de kapsayan bir alan olduğunu ortaya koydu.
Türkiye’nin değişen küresel ekonomik düzende dayanıklılığını güçlendirmesi için dış politika, ekonomi politikası ve sanayi stratejisi arasında eşgüdüm sağlanması; kritik bağımlılıkların belirlenmesi, ekonomik ortaklıkların çeşitlendirilmesi ve iş dünyasının deneyiminin politika oluşturma süreçlerine yansıtılması önem taşıyor.
GİF ve EGİAD’ın ortaklaşa düzenlediği panel, küresel ekonomik düzenin dönüşümünü uluslararası ilişkiler perspektifiyle ele alırken, bu dönüşümün Türkiye’ye ve özellikle İzmir ile Ege Bölgesi’ndeki iş dünyasına yansımalarını da tartışmaya açtı. Toplantı, ekonomik güvenliğin stratejik boyutları ile üretim, yatırım ve ticaret alanlarındaki somut ihtiyaçlar arasında bağlantı kurulmasına katkıda bulundu.
Sel felaketinin ardından evlere ve iş yerlerine dönülmesiyle birlikte gıda güvenliği de önem kazanıyor. Sel suyunun temas ettiği yiyecekler, zarar görmüş ambalajlar ve elektrik kesintileri nedeniyle bozulan soğuk zincir, ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Güler Yenipınar, sel sonrasında tüketilmemesi gereken gıdalara ve mutfakta alınması gereken önlemlere dikkat çekti.
Sel sonrasında suların çekilmesi, günlük yaşamın normale dönmesi için yeterli değil. Evlerde ve iş yerlerinde bulunan gıdaların güvenli olup olmadığı da dikkatle değerlendirilmesi gereken konular arasında yer alıyor. Kanalizasyon atıkları, toprak ve çeşitli kirleticilerle karışabilen sel suları, temas ettikleri yiyecekleri ve gıda ambalajlarını kullanılamaz hale getirebiliyor. Üstelik bir gıdanın görünüşünde ya da kokusunda değişiklik olmaması, onun güvenli olduğu anlamına gelmiyor.
İstanbul Rumeli Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Güler Yenipınar, sel sonrasında gıda güvenliğinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, özellikle sel suyuyla temas eden ürünler konusunda uyardı.
Yenipınar, “Sel suyuyla temas etmiş bir gıdanın görünüşü ve kokusu normal olsa bile güvenli olduğunu söyleyemeyiz. Bu tür ürünlerin tadına bakarak kontrol edilmesi de doğru değil. Sel suyu, beraberinde taşıdığı mikroorganizmalar ve kirleticiler nedeniyle gıdaları tüketilemez hale getirebilir. Bu nedenle sel suyuyla temas ettiğinden şüphelenilen gıdalar tüketilmemeli” dedi.
Ambalajın sağlam görünmesi yeterli değil
Sel sonrasında gıda güvenliği açısından yalnızca yiyeceğin kendisine değil, ambalajına da dikkat etmek gerekiyor. Açıkta bulunan gıdaların yanı sıra kâğıt, karton ve kumaş gibi su geçirebilen malzemelerle paketlenmiş ürünler de risk taşıyor. Süt, meyve suyu ve benzeri ürünlerin karton kutuları, sel suyuyla temas etmişse tüketilmemeli. Kapaklı ambalajlar ve dışarıdan sağlam görünen paketler de suyla temas ihtimali varsa güvenli kabul edilmemeli.
Yenipınar, ambalajların gıdayı dış etkenlerden koruduğunu ancak her ambalajın suya ve kirleticilere karşı aynı korumayı sağlamadığını belirterek şu değerlendirmede bulndu:
“Bir ürünün ambalajlı olması, sel sonrasında güvenle tüketilebileceği anlamına gelmez. Ambalajın malzemesi, su geçirip geçirmediği ve fiziksel olarak zarar görüp görmediği önemlidir. Özellikle karton ambalajlı ürünlerde ve kapağı ya da gövdesi hasar görmüş konservelerde dikkatli olunmalı. Şişmiş, sızıntı yapan, açılmış veya ambalaj bütünlüğü bozulmuş ürünler tüketilmemeli.”
Elektrik kesintisi soğuk zinciri bozabilir
Sel sırasında yaşanan elektrik kesintileri, buzdolabı ve derin donduruculardaki gıdaların saklama koşullarını da etkiliyor. Et, balık, süt, yumurta ve önceden hazırlanmış yemekler gibi çabuk bozulabilen ürünlerde uygun sıcaklığın korunması büyük önem taşıyor. Elektrik kesintisinin ardından bu ürünlerin ne kadar süre uygun koşullarda saklandığı bilinmiyorsa tüketim konusunda temkinli davranılması gerekiyor.
Yenipınar, soğuk zincirin bozulmasının gıdaların güvenliğini etkileyebileceğine dikkat çekerek, “Sel sırasında elektrik kesintisi yaşanmışsa buzdolabındaki ve dondurucudaki ürünlerin durumunu ayrıca değerlendirmek gerekir. Gıdaların uygun sıcaklıkta muhafaza edilip edilmediğinden emin olunamıyorsa yalnızca görüntüsüne bakarak karar verilmemeli. Özellikle et, süt, yumurta ve balık gibi kolay bozulabilen ürünlerde risk alınmamalı” ifadelerini kullandı.
Sel sonrası mutfakta hijyen de önemli
Sel suyuyla temas eden gıdaların ayıklanması kadar, yiyeceklerin hazırlandığı alanların temizliği de önem taşıyor. Tezgâhlar, mutfak gereçleri ve gıdayla temas eden yüzeyler, güvenli su ve uygun temizlik yöntemleriyle temizlenip dezenfekte edilmeden yeniden kullanılmamalı. Temizlik sırasında kullanılan suyun da güvenli olduğundan emin olunmalı.
Yenipınar, sel sonrasında gıda güvenliğinin birkaç temel önlemle ele alınması gerektiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı.
“Sel sonrasında yalnızca suyun çekilmiş olmasına bakarak günlük alışkanlıklara dönülmemeli. Gıdaların sel suyuyla temas edip etmediği, ambalajlarının durumu ve uygun sıcaklıkta saklanıp saklanmadıkları birlikte değerlendirilmelidir. Şüpheli ürünleri tüketmemek, gıdaların hazırlandığı alanlarda hijyeni sağlamak ve güvenli saklama koşullarına dikkat etmek, sel sonrasında gıda kaynaklı sağlık sorunlarının önüne geçilmesi açısından önem taşıyor.”
Televizyon ekranlarında çarşamba akşamı yaşanan nefes kesen reyting yarışının ardından, 21 Ekim 2026 tarihine ait sonuçlar izleyicilerin en çok merak ettiği konuların başında geliyor.
Sevilen diziler Sevdan Bir Ateş, Uzak Şehir ve Yeraltı’nın yanı sıra, popüler yarışma programı MasterChef Türkiye izleyiciyi ekrana kilitledi. Ayrıca UEFA Şampiyonlar Ligi’nde oynanan heyecan dolu Lille-Galatasaray karşılaşması da akşamın rekabetine ayrı bir soluk kattı.
Dizi, yarışma ve futbol heyecanının doruğa ulaştığı bu hareketli gecenin ardından gözler reyting sıralamasına çevrildi.
Televizyon dünyasının yakından takip ettiği bu rekabetin detayları ve kategorilere göre sıralama tablosu haberimizin devamında…
Sonuçlar merakla bekleniyor…
Adalet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Kemal Abdullahoğlu ülke ekonomisini değerlendirerek “Tek çıkar yol Milli Üretim Ekonomisinde”
dedi.
AP Parti Sözcüsü Kemal Abdullahoğlu, Hayat pahalılığı ve geçim zorluğuna kalıcı çözümün üretimin süreklip arttırılmasından geçtiğini söyledi. Tarım, hayvancılık, sanayi ve turizm başta olmak üzere ekonominin bütün alanlarında sürekli üretim artışının sağlanması hayati derecede önem arzetmektedir.
Ancak 24 yıldır ülkeyi yöneten iktidarın bu gerçeğin farkında bile olmadığını görüyoruz.
Üretim artışına güçlü destek verme yerine tarım ve hayvancılık dahil bir çok ürün grubunda ithalatı önceleyen politikalar
ekonomiye ciddi sorun ve olumsuzluklar getirmiş bulunmaktadir.
Abdullahoğlu,“Buradan uyarıyorum
özellikle katma değeri yüksek üretim alanlarında, üretimi sürekli arttırmadan enflasyon kalıcı biçimde düşmeyeceği gibi dar gelirli milyonların geçim sıkıntısını yok etmek de mümkun olmayacaktır.”
FİYAT YÜKSELİŞLERİNİN TEMELİNDE ARZ VE TALEP DENGE BOZUKLUĞU VAR.
Serbest piyasa ekonomisinin temelinde arz ve talep dengesindeki planlama ve doğru öngörü yatmaktadır. Abdullahoğlu, Fiyat hareketlerinin sadece nihai satıcı ve marketler üzerinden tartışılmasının gerçekçi olmadığını ifade etti.
Abdullahoğlu, “Serbest piyasa ekonomisinde arz ve talep miktarı fiyatların oluşmasında temel unsurlardır. Üretim talepden fazlaysa fiyat üzerindeki baskı azalır fiyat duşer.Üretim miktarı talebin altında kalmışsa fiyat yükselir.
SÜREKLİ DENETİM YAPILSIN AMA ARZ VE TALEP DENGESİ UNUTULMASIN
Marketler ve gıda fiyatları üzerinden yürütülen denetim tartışmaları çözüm için yeterli değildir. Abdullahoğlu, “ Tarladan fabrikaya, fabrikadan pazar ve markete kadar üretim ve dağıtımın her aşamasında en küçük detaya kadar planlanlama ve denetim son derece önemlidir.
TURİZM, İHRACAT, TARIM , SANAYİ GİBİ TÜM ALANLARDA BÜYÜME VE ÜRETİM ARTIŞI SÜREKLİ OLMALIDIR.
AP Genel Başk.Yard ve Parti Sözcüsu Kemal Abdullahoğlu, “Biz ısrarla sürekli büyüyen Milli Üretim Ekonomisi diyoruz. Türkiye’nin tek çıkış yolu daha fazla ve sürekli büyüyen üretimden geçmektedir.” ifadelerini kullandı.